Yıldız TTO’dan Sürdürülebilirlik Alanında Stratejik İş Birliği: GreenStars Kapsamında İzmirgaz ile Ortak Çalışma Başlatıldı

Yıldız Teknik Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi , sürdürülebilirlik alanındaki markası GreenStars kapsamında İZMİRGAZ İzmir Doğalgaz Dağıtım A.Ş ile iş birliği sürecini başlattı. Bu kapsamda gerçekleştirilen ziyarette, Yıldız TTO Genel Müdürü Dr. Selim Serkan SAY ile İzmirgaz Genel Müdürü AHMET YETIK bir araya gelerek, sürdürülebilirlik odağında yürütülecek çalışmalar ve iş birliğinin yol haritasını değerlendirdi. İş birliği çerçevesinde, Yıldız TTO’nun sürdürülebilirlik markası GreenStars kapsamında İzmirgaz ekiplerine; GreenStars Sertifikasyonu, kurumsal karbon ayak izi uygulamaları ve sürdürülebilirlik farkındalığını artırmaya yönelik eğitimler başlıklarında destek sağlanması planlanmaktadır. Bu süreçte çevresel etkilerin ölçülmesi, kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi ve sürdürülebilirlik çalışmalarının daha sistematik bir yapıya kavuşturulması hedeflenmektedir. Yıldız TTO ve İzmirgaz iş birliğinin, enerji sektöründe sürdürülebilir dönüşüm çalışmalarına katkı sunması amaçlanmaktadır.

Yeşil Sektör Etkinliği’nde Yer Aldık

Yeşil Sektör Etkinliği kapsamında GreenStars ekibinden Beyza Kurban, konuşmacı olarak yer alarak sürdürülebilirlik alanındaki güncel yaklaşımları ve sektörün hızla dönüşen dinamiklerini katılımcılarla paylaştı. Sunumunda; kurumların çevresel etkilerini etkin biçimde yönetmelerine yönelik stratejik perspektifler ele alınırken, döngüsel ekonomi uygulamaları, sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimi, karbon ayak izi azaltım stratejileri ile ulusal ve uluslararası yeni düzenleyici standartlara uyum başlıkları kapsamlı biçimde değerlendirildi. Farklı disiplinlerden profesyonellerin, akademisyenlerin ve çevre alanında kariyer hedefleyen öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği etkinlik; güncel sektörel eğilimlerin yakından takip edilmesi, kurumlar arası iş birliği olanaklarının değerlendirilmesi, inovatif sürdürülebilirlik çözümlerinin tartışılması açılarından önemli bir bilgi ve deneyim paylaşımı ortamı sundu. Etkinlik süresince GreenStars standını ziyaret eden katılımcılar, sertifikasyon süreçleri, kurum içi sürdürülebilirlik yönetimi ve çevresel performansın iyileştirilmesine yönelik uygulamalar hakkında detaylı bilgi alma imkânı buldu. Özellikle öğrenciler ve genç profesyoneller; sürdürülebilirlik alanındaki kariyer olanakları, yetkinlik geliştirme yolları ve sektörün gelecekte ihtiyaç duyacağı uzmanlık alanlarına ilişkin sorular yönelterek aktif bir etkileşim süreci oluşturdu. Bu diyaloglar, GreenStars’ın katılımcılarla doğrudan temas kurarak bilgi paylaşımını daha kapsayıcı ve erişilebilir bir yapıda sürdürme anlayışını yansıttı. GreenStars’ın bu etkinlikte yer alması, sürdürülebilirlik alanındaki uzmanlığını genç profesyonellerle buluşturması ve sektörel dönüşüme katkı sunma misyonunu pekiştirmesi açısından önemli bir adım oldu. Ekibimiz, benzer platformlarda bilgi ve deneyim paylaşımını sürdürerek Türkiye’de sürdürülebilirlik dönüşümüne katkı sağlamaya devam edecektir.

Yaşam Döngüsü Analizi (LCA): Sürdürülebilir Üretimin Bilimsel Temeli

Sürdürülebilirlik artık sadece “çevre dostu” etiketleriyle sınırlı değil. Gerçek bir çevresel etki değerlendirmesi, bir ürünün yaşam döngüsünün her aşamasını dikkate almayı gerektiriyor.Tam da bu noktada Yaşam Döngüsü Analizi (Life Cycle Assessment – LCA), bir ürün ya da hizmetin çevresel performansını bütüncül biçimde değerlendiren en güvenilir yöntemlerden biri olarak öne çıkıyor. LCA Nedir? Yaşam Döngüsü Analizi (LCA), bir ürünün ham madde çıkarımından başlayarak üretim, kullanım ve bertaraf aşamalarına kadar (“beşikten mezara”) çevresel etkilerini sistematik biçimde inceleyen bilimsel bir yöntemdir. Bu analiz; Enerji ve su tüketimini, Sera gazı emisyonlarını, Atık oluşumunu, Ekosistem üzerindeki etkilerinicel verilerle değerlendirir. LCA, yalnızca tek bir üretim aşamasını değil, ürünün tüm yaşam evrelerini dikkate alır. Böylece, gizli çevresel maliyetleri görünür kılar ve sürdürülebilir tasarım kararları için sağlam bir temel oluşturur.  LCA’nın Dört Temel Aşaması Uluslararası standartlar (ISO 14040 ve ISO 14044) çerçevesinde LCA, dört temel aşamadan oluşur: Hedef ve Kapsamın Belirlenmesi: Analizin amacı, sistem sınırları ve fonksiyonel birimi tanımlanır. Envanter Analizi: Tüm yaşam döngüsü boyunca enerji, malzeme girdileri ve emisyonlar toplanır. Etki Değerlendirmesi: Veriler, karbon ve su ayak izi gibi çevresel göstergeler açısından analiz edilir. Yorumlama: Sonuçlar değerlendirilir; üretim, tasarım veya politika kararları için öneriler geliştirilir.    LCA’nın Kurumlara Sağladığı Faydalar Gerçek çevresel farkındalık: Ürünün doğa üzerindeki gerçek etkisini ortaya koyar. Veri temelli karar alma: Şirketlerin karbon ve enerji yoğunluğunu azaltacak stratejiler geliştirmesine olanak tanır. Rekabet avantajı: Sürdürülebilir üretim yaklaşımı, markaların küresel pazarda güçlü bir konum edinmesini sağlar. Politika desteği: Kamu kurumları için çevresel düzenlemelerde bilimsel veri tabanı oluşturur. Türkiye’de LCA Uygulamaları Türkiye’de yaşam döngüsü analizi, özellikle sanayi, enerji ve inşaat sektörlerinde giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Üniversiteler ve araştırma kurumları, ürün ve süreç bazlı LCA çalışmaları yürütmektedir. Sanayi kuruluşları, karbon ve su ayak izi hesaplamalarında LCA yöntemini kullanarak uluslararası standartlara uyum sağlamaktadır. Kamu politikaları açısından, Yeşil Mutabakat Eylem Planı ve karbon düzenlemeleri çerçevesinde LCA temelli yaklaşımlar giderek ön plana çıkmaktadır. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve karbon sınır düzenlemeleri, LCA’nın gelecekte stratejik bir zorunluluk haline geleceğini göstermektedir. Türkiye’deki işletmeler ve kurumlar bu yöntemi planlama süreçlerine entegre ederek hem çevresel hem de ekonomik fayda elde edebilir. Sonuç: Gerçek Sürdürülebilirlik İçin Bütüncül Bakış LCA, bir ürünün çevresel performansını yalnızca üretim aşamasında değil, tüm yaşam döngüsü boyunca ele alır.Bu yönüyle sürdürülebilirlik çalışmalarına ölçülebilir, nesnel ve bilimsel bir zemin kazandırır. Gerçek bir yeşil dönüşüm için kurumların karar süreçlerini bu tür bütüncül yaklaşımlara dayandırması artık bir tercih değil, zorunluluktur. Kaynakça Uluslararası Standartlar Örgütü (ISO). (2006). ISO 14040:2006 Çevre Yönetimi – Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi Klöpffer, W., & Grahl, B. (2014). Life Cycle Assessment (LCA): A Guide to Best Practice. Wiley-VCH. T.C. Ticaret Bakanlığı. (2021). Yeşil Mutabakat Eylem Planı. Ankara: T.C. Ticaret Bakanlığı Yayınları.

Yeşil Aklama (Greenwashing) Nedir?

Gerçek Sürdürülebilirlikten Nasıl Ayrılır? Küresel ölçekte çevre bilincinin artmasıyla birlikte sürdürülebilirlik, yalnızca çevreci bir tercih değil; kurumsal stratejinin merkezinde yer alan bir değer haline gelmiştir.Ancak her işletme bu dönüşümü aynı samimiyetle benimsememektedir. Bazı markalar, çevresel etkilerini gerçekten azaltmak yerine “yeşil bir imaj” oluşturmayı tercih etmektedir. Bu durum literatürde “yeşil aklama” (greenwashing) olarak tanımlanır. Yeşil Aklama (Greenwashing) Kavramı Yeşil aklama, bir kurumun ürün, hizmet veya faaliyetlerini çevre dostuymuş gibi göstererek, gerçekte olduğundan daha sürdürülebilir bir algı yaratma çabasıdır.Kavram ilk kez 1980’li yıllarda çevre aktivisti Jay Westerveld tarafından kullanılmış, günümüzde ise özellikle pazarlama ve iletişim stratejilerinde etik bir sorun alanı haline gelmiştir. Örneğin; “Doğal”, “ekolojik” ya da “karbon nötr” gibi ifadelerin bilimsel dayanak olmadan kullanılması, Ya da üretim süreçlerindeki çevresel etkilerin gizlenmesi bu davranışa örnektir. Yeşil Aklamanın En Sık Görüldüğü Alanlar Yeşil aklama farklı sektörlerde çeşitli biçimlerde karşımıza çıkmaktadır: Moda sektörü: “Sürdürülebilir koleksiyon” etiketiyle pazarlanan, ancak üretim sürecinde yüksek çevresel etkiye sahip hızlı moda ürünleri. Gıda sektörü: “Doğal” veya “organik” olarak tanıtılan, fakat karbon ayak izi yüksek endüstriyel ürünler. Enerji sektörü: Fosil yakıt yatırımlarını sürdürürken yenilenebilir enerji iletişimiyle ön plana çıkan enerji şirketleri. Ambalaj ve perakende: “Geri dönüştürülebilir” olduğu iddia edilen ancak mevcut altyapıda geri dönüştürülemeyen ambalaj malzemeleri.  Yeşil Aklamanın Etkileri Kısa vadede marka imajını güçlendirse de uzun vadede ciddi riskler doğurur: Tüketici güveni zedelenir ve piyasa güvenilirliği sarsılır. Gerçekten sürdürülebilir üretim yapan markalar için adaletsiz rekabet oluşur. Kurumsal açıdan etik, hukuki ve finansal riskler ortaya çıkar. Yanıltıcı çevresel beyanlar; marka değerinin zayıflamasına, yatırımcı güveninin azalmasına ve hatta hukuki yaptırımlara neden olabilir. Gerçek Sürdürülebilirliğin Ayırt Edici Unsurları Bir kurumun sürdürülebilirlik iddialarının güvenilir olup olmadığını anlamak için şu kriterler değerlendirilebilir: Şeffaf raporlama: Çevresel performans verilerinin düzenli ve erişilebilir biçimde paylaşılması. Bağımsız doğrulama: Sürdürülebilirlik beyanlarının akredite kuruluşlarca denetlenmesi. Ölçülebilir hedefler: Karbon emisyonu, su kullanımı veya atık azaltımı gibi alanlarda somut, izlenebilir metrikler. Yaşam döngüsü yaklaşımı: Ürünlerin yalnızca kullanım değil, üretimden bertarafa kadar tüm etkilerinin değerlendirilmesi.  Türkiye’de Yeşil Aklama ve Düzenleyici Çerçeve Türkiye’de “yeşil aklama” kavramı henüz doğrudan mevzuatta yer almamakla birlikte, Ticaret Bakanlığı ve Reklam Kurulu, çevresel beyanları haksız ticari uygulama kapsamında değerlendirmektedir. Türkiye Yeşil Mutabakat Eylem Planı (2021), şirketlerin çevresel iddialarını veri temelli ve doğrulanabilir şekilde sunmalarını teşvik etmektedir. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) süreci ise, özellikle ihracat yapan işletmeler için sürdürülebilirlik beyanlarının şeffaf ve belgelenebilir olmasını zorunlu hale getirmektedir. Sonuç: Gerçek Dönüşüm Şeffaflıkla Başlar Yeşil aklama, yalnızca çevreye değil, sürdürülebilirlik kavramının inandırıcılığına da zarar verir.Gerçek bir yeşil dönüşüm için şirketlerin iletişim stratejilerini şeffaflık, hesap verebilirlik ve ölçülebilirlik ilkeleri üzerine inşa etmesi gerekir. Bugün hem tüketiciler hem yatırımcılar, söylemden çok eyleme bakan bir farkındalık düzeyine ulaşmıştır.Dolayısıyla, sürdürülebilirlik alanında gerçek güven inşa eden kurumlar, yalnızca çevreye değil, geleceğin ekonomisine de yatırım yapmaktadır. Kaynakça T.C. Ticaret Bakanlığı (2021). Türkiye Yeşil Mutabakat Eylem Planı Ticaret Bakanlığı / Reklam Kurulu, “Çevreye İlişkin Beyanlar İçeren Reklamlar Hakkında Kılavuz” Julia Demiral, “Greenwashing’ten Yeşil Aklamaya: Türkiye’de Yapılan Akademik Çalışmalar Üzerinden Kuramsal Bir Bakış”

Döngüsel Ekonomi Nedir?

Geleceğin Sürdürülebilir İş Modeli Geleneksel ekonomi anlayışı uzun yıllardır “al–kullan–at” modeli üzerine kuruludur. Bu modelde doğal kaynaklar çıkarılır, ürünlere dönüştürülür ve kullanım ömrünü tamamladığında atık haline gelir. Ancak artan tüketim, hızla tükenen kaynaklar ve büyüyen atık sorunu bu yaklaşımın sürdürülemez olduğunu açıkça göstermektedir. Tam da bu noktada, 21. yüzyılın en önemli dönüşüm yaklaşımlarından biri olarak döngüsel ekonomi öne çıkıyor. Döngüsel ekonomi, kaynakların mümkün olduğunca uzun süre ekonomide kalmasını sağlayan, atıkları minimuma indiren ve üretim–tüketim süreçlerini daha verimli hale getiren yenilikçi bir sistemdir. Döngüsel Ekonominin Tanımı Döngüsel ekonomi; ürün ve malzemelerin yaşam döngüsünü uzatmayı, kaynak verimliliğini artırmayı ve atıkları en aza indirmeyi hedefleyen bir modeldir. Bu yaklaşımda ürünler çöpe dönüşmek yerine geri dönüşüm, yeniden kullanım, onarım veya alternatif alanlarda değerlendirilir. Böylece hem çevresel fayda sağlanır hem de ekonomik değer yaratılır. Kısacası, döngüsel ekonomi doğanın döngüsünden ilham alır. Doğada hiçbir şey atık değildir; her unsur başka bir sürecin girdisi olur. Döngüsel ekonomi de aynı prensiple çalışır. Temel İlkeler Atığı tasarım aşamasında önlemek: Ürünlerin daha başından uzun ömürlü, geri dönüştürülebilir veya tamir edilebilir şekilde tasarlanması. Kaynakları verimli kullanmak: Gereksiz tüketimin önlenmesi, enerji ve hammadde kullanımının optimize edilmesi. Yeniden kullanım ve tamir: Ürünlerin ömrünü uzatarak tekrar tekrar değerlendirilmesi. Geri dönüşüm: Ömrünü tamamlayan ürünlerin hammaddeye dönüştürülerek üretime kazandırılması. Yenilenebilir enerji kullanımı: Üretim süreçlerinde temiz enerji tercih edilerek çevresel etkinin azaltılması. Döngüsel ekonominin en önemli faydalarından biri çevresel etkilerin azaltılmasıdır. Atık miktarının ve karbon salımının düşmesi, doğal kaynakların korunmasına katkı sağlar. Bunun yanında kaynak verimliliği maliyetleri azaltır, işletmelerin rekabet gücünü artırır ve inovasyonu teşvik eder. Ürün tasarımlarında daha yaratıcı, uzun ömürlü ve sürdürülebilir çözümler geliştirilmesine zemin hazırlar. Ayrıca geri dönüşüm, tamir ve yeniden kullanım alanlarında yeni istihdam fırsatları yaratır. Dünyada Döngüsel Ekonomi Avrupa Birliği, açıkladığı Döngüsel Ekonomi Eylem Planı ile bu alanda öncü rol üstlenmiştir. Elektronik, tekstil, plastik ve ambalaj gibi sektörlerde uygulamalar hızla yaygınlaşmaktadır. Örneğin: İsveç, elektronik ürünlerde tamir kültürünü desteklemek için tamir vergilerini düşürdü. Hollanda, 2050 yılına kadar tamamen döngüsel bir ekonomiye geçmeyi hedefliyor. Almanya, şişe depozito sistemiyle geri dönüşümde dünya liderlerinden biri haline geldi. Türkiye’de Döngüsel Ekonomi Türkiye’de de son yıllarda kaynak verimliliği ve geri dönüşüm alanında önemli adımlar atılmaktadır: Tekstil sektörü, Avrupa Yeşil Mutabakatı doğrultusunda geri dönüştürülmüş hammadde kullanımına yöneliyor. İnşaat sektörü, atık malzemelerin geri kazanımı için pilot projeler yürütüyor. Ambalaj sektörü, depozito iade sistemine hazırlanıyor. Ayrıca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, sanayide döngüsel ekonomi ve kaynak verimliliği projelerini teşvik etmektedir. Geleceğe Bakış Döngüsel ekonomi, yalnızca çevresel sürdürülebilirliği değil; aynı zamanda ekonomik büyüme ve toplumsal refahı da destekleyen bir fırsattır. Küresel ölçekte yapılan araştırmalar, döngüsel ekonomi uygulamalarının yaygınlaşmasıyla trilyonlarca dolarlık ekonomik değer yaratılabileceğini ortaya koymaktadır. Türkiye açısından bakıldığında ise bu model; Avrupa Birliği ile ticarette uyumu artıracak, enerji ve hammadde bağımlılığını azaltacak ve ekonomik dayanıklılığı güçlendirecektir. Sonuç olarak, döngüsel ekonomi yalnızca bir “çevre stratejisi” değil; daha dirençli, verimli ve yenilikçi bir ekonomik modeldir. Doğal kaynakların sınırlı olduğu bir dünyada, bu yaklaşım işletmeler, toplum ve çevre için ortak bir kazanım sunmaktadır. Kaynakça Avrupa Komisyonu – Circular Economy Action Plan (2020) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı – Türkiye’de Döngüsel Ekonomi ve Kaynak Verimliliği Çalışmaları TÜBİTAK MAM Çevre ve Temiz Üretim Enstitüsü – Türkiye’de Kaynak Verimliliği ve Döngüsel Ekonomi Raporları

TÜBİTAK 1831 - Yeşil İnovasyon
Teknoloji Mentörlük Çağrısı

Başvuru

KOBİ’lere özel Yeşil İnovasyon Teknoloji Mentörlük Programı başvuruları başladı!
Sürdürülebilir büyüme ve yeşil dönüşüm için uzman mentörlerimizle işletmenizi geleceğe hazırlayın.

🌱 %90’a varan hibe desteği ile sürdürülebilir büyüme ve yeşil dönüşüm fırsatını kaçırmayın!

Detayları İncele
İlgilenmiyorum